8 Aralık 2006 Cuma

TRT Çalışanlarına Kadro İmzaları Mecliste


Haber-Sen TRTde geçici personel olarak çalıştırılanların kadroya alınması talebiyle topladığı 2293 imzayı Meclise sundu.Sendika daha fazla imza toplanmasının engellendiğini savundu. Meclis Dilekçe Komisyonu: Personel rejiminde ciddi karmaşa yaşanıyor.

Ankara - BİA Haber Merkezi
07 Aralık 2006, Perşembe
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber Sen) İşçi Sayılmayan Geçici Personel statüsündeki Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) çalışanlarının kadroya alınması talebiyle başlattığı imza kampanyasında 2293 topladı.

Haber-Sen Genel Sekreteri Mehmet Demir, TRT'de geçici personel olarak çalıştırılan 511 kişinin kadroya alınmasını talep eden imzaları, Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman'a sundu.

Demir, dilekçeyi vermeden önce yaptığı konuşmada, TRT'de "işçi sayılmayan geçici personel" kadrosunda çalışanların ciddi sıkıntılar çektiklerini söyledi.

Geçici kadrolarda 10-15 yıldır çalışan ve yayınlarda ciddi görevler alan personelin iş güvencesi olmadığını ve ücretlerinin düşük tutulduğunu anlatan Demir, "Hükümetin, geçici işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili bir çalışma yaptığını biliyoruz. Buna, TRT'de çalışanların da dahil edilmesini istiyoruz" dedi.

Akman: Personel rejimi konusunda ciddi bir karmaşa yaşanıyor

Komisyon Başkanı Akman da Türkiye'de personel rejimi konusunda ciddi bir karmaşa yaşandığını ifade ederek, yeni bir personel rejimi oluşturulması için yasal çalışmaların devam ettiğini söyledi.

Geçici işçilerin kadroya alınması yönündeki çalışmaların da sürdüğünü bildiren Akman, çalışmaların tamamlanmasından sonra tasarının TBMM'ye geleceğini hatırlattı.

Akman, TRT'de geçici olarak çalışanların 3 ayrı kadroda hizmet verdiğini ve bu kadrolara 3 ayrı ücret ödendiğini belirterek, "Kurumlar, devlet kadrolarının şişirilmemesi için bazı işleri geçici kadrolu insanlara yaptırmışlar, ancak geçici olanlar sürekli çalıştırılır hale gelmişler" diye konuştu.

Hükümetin, hazırlayacağı yeni tasarıyla geçici işçilerin mağduriyetini gidereceğini savunan Akman, imzaları, Başbakanlık ve ilgili bakanlığa ileteceklerini söyledi.

"İmza sayısının artması engellendi"

Haber-Sen, daha fazla sayıda imza toplanabileceğini fakat bunun engellendiğini savundu.

Haber-Sen, diğer bir sendikanın açıklamasının ardından İstanbul Televizyonu Müdürlüğü'nde toplanan imzaların yırtılarak çöpe atıldığını ve İstanbul Radyosu'nda ise bir şube müdürü açıkça çalışanları imza vermemeleri yönünde tehdit ettiğini öne sürdü.

Bu yapılanların Ceza Yasası'nın "Sendikal hakların kullanilmasının engellenmesi" başlıklı 118. maddesine göre suç olduğunu belirten Haber-Sen, her iki engellemenin de TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney'e bildirdiğini aktardı. (KÖ)

4 Ekim 2006 Çarşamba

SOL'UN ÇATIK KAŞLI ÇOCUKLARI

18:34 04 Ekim 2006

"Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi."
TOL, Murat Uyurkulak

MEHMET DEMİR (*)

Abdullah Anar'ın Türkiye Sosyal Forumu değerlendirmesini Bianet'te (2 Eylül 2006) okuyunca, kendisiyle 1990'da Sosyalistlerin Birlik Partisi Girişimi ile başlayıp, 2002 Avrupa Sosyal Forumu'ndan geçen, 1 Mart tezkere eyleminde tepe noktasına ulaşan yoldaşlığımızı düşündüm.

Elbette bu yol boyunca yaşadığımız ve paylaştığımız tanıklıkların, hatıraların peşine takılarak.
Türkiye solu, değişen ve değişmeyen her şeyiyle çeyrek yüz yıldır büyük bir mücadele içinde.
Önce darbeciler, gözaltılar, hapishaneler, işkencelerle... Sonra değişen, değiştikçe kötüleşen, gaddarlaşan, yozlaşan hayat ile...

Hayat o kadar hızlı değişti ki, 12 EylüPden sonra, hapis yatıp çıkan binlerce insan, bir çeşit Eshab-ı Kehf efsanesinin içinde buldu kendini.

Kimi siyasetten tümden uzaklaşmada buldu çareyi. Kapattılar eski defterleri. Mücadeleyi sürdürenler ise güçlü olmak zorundaydı. Dışarıdaki yozlaşmadan korktular ve dört elle sarıldılar geçmiş değerlerine. Bu değerlerin hepsi de ideolojik, politik değildi elbet. Devrimcilik sandıkları şeylerin pek çoğu feodal hayattan beslenen kültürel değerlerdi ve bunların sosyalizm idealiyle nerde birleşip nerde ayrıldığını kestirmek olanaksızdı. Hangi Marksist literatürden çıkmıştı ki "bacı"? Hangi tarihte başlamıştı filtresiz cıgara-larm tütününü tüküre tüküre tartışmak, tartışırken bıyıklarını dişlemek?

En sinir oldukları cümleydi "12 Eylül öncesine dönmek". Bunu diyenlere inat yaşattılar içlerinde 12 Eylül öncesinin düşlerini. Düşleriyle birlikte karabasanlarını da...
Birbiriyle çarpışan devrimciler vardı o hatıraların içinde. Bir türlü silemediler belleklerinden o yılları.

Takvimler ilerliyor ama 12 Eylül bir türlü geçmek bilmiyordu. Değişen hayada uyumsuz, tutucu insanlar çıktı ortaya. Çevresiyle de, kendileriyle de barışamayan, çatık kaşlı, tavizsiz, insanlar oldular. Belki hep öyleydiler.

Bu halleriyle hiç de sevimli, çekici, eğlenceli değillerdi, Evren Özal sonrasının Türkiye'si için. Ortada dolaşan yüzlerce cambaz vardı insanları eğlendirecek. Hem herkes çok meşguldü ve gemisini yürütüp kaptan olmaya, Ali'nin külahını Veli'ye giydirmeye, alavere dalavere edip Kürt Memet'i nöbete göndermeye çalışıyordu. Hal böyleyken kimsenin devrimle, devrimciyle işi olmazdı. Zaten onlar değil miydi "devrim diye diye ülkeyi kan gölüne çeviren!"

Tabii, halkın bu duyguları kendilerinde de karşılıksız kalmadı. Halkıyla barışamayan halk kahramanları olarak mücadeleyi sürdüreceklerdi. Hem de halka rağmen, halka karşı ve halk için!
İlginç olan, darbeden 10 yıl sonra doğan gencecik delikanlılar, gencecik kızlar da farklı değil.
5 EylüPde Lübnan'a asker gönderilmesine hayır demek için toplandığımız Ankara'da, "Kurtuluşa Kadar Savaş!" sloganları atılması; hapishanelerde tek tip elbiseye karşı onca direnmiş örgütlerin, üyelerini bayramlık çocuk heyecanı ve titizliğiyle tek tip giydirip alanlara göndermesi üzerine düşünüyorum.

Hayatın bütün gaddarlığına karşı sloganları ve sert bakışlarıyla direnen bu gençlerin yumrukları içimi acıtıyor her seferinde.

Sevecen, kuralsız, hadi laubali diyelim, bir ilişki kurmaya çalıştığınızda acemi bir öfkeyle direnen, bıyıklan yeni terlemiş genç yoldaşlarım da öyle...

Başka solcularda rastlamadığım bir ciddiyet, acı, hüzün, kasvet var onlarda. Küskünler, kırgınlar, acılı ve öfkeliler...

Uzun saçlı, küpeli erkeklere, dövmeli, pir-singli kızlara, onların solcu olmaya hakları yokmuş, eylem alanlarına gelerek kutsal bir mabedi kirletiyorlarmış gibi bakarlarken yakalıyorum bakışlarını, içim burkuluyor.

İstiyorum ki bizi de devrimci saysınlar. Eksik, güdük, karınca kararınca... Devrimi tek başlarına yapmasınlar. Bizim de tuzumuz olsun devrimde.

Bir de diyorum ki... Devrimden sonra da asık suratlı olacaksak, hiç yapmayalım bu devrimi. Yok eğer devrimden sonra güleceksek, niye şimdiden başlamıyoruz tebessüme?

Başarırız belki...

Öyle demiyor muydu Edip Cansever de:

"Gülmek bir halk gülebiliyorsa gülmektir..."

(*) TRT muhabiri bianet, 3.10.2006

22 Mart 2005 Salı

Haber- Sen Genel Kurulu Yapıldı


Haber-Sen 2. Olağan Genel Kurulunda Merkez Yönetim Kurulu üyelelerinin sayısını 7ye çıkardı. TRTye bir üyelik daha verildi. Genel Kurulda Telekomun özelleştirilmesine direnilmesi, özerk, katılımcı bir TRT için çalışılması kararlaştırıldı.

Ankara - BİA Haber Merkezi
21 Mart 2005, Pazartesi
Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası; Haber-Sen, 2. Olağan Genel Kurulu'nda Yönetim Kurulu'nu yeniledi.

18-19 Mart tarihlerinde 432 delegenin katılımıyla Ankara'da yapılan Genel Kurul'da Merkez Yönetim kurulu üyelerinin sayısı yediye çıkarıldı.

Seçim sonucunda Yönetim Kurulu'na TRT örgütlülüğünün ulaştığı boyut dikkate alınarak TRT'den iki kişi; Osman Köse ve Mehmet Demir üye olarak girdi. Yönetim Kurulu'nun henüz görev dağılımı yapmadığı bildirildi.

Yeni oluşturulan Merkez Yönetim Kurulu üyeleri şöyle: Esin Yelekçi (Türk Telekom), Osman Köse (TRT), Baki Çınar (PTT), Mehmet Demir (TRT), Ramazan Taş (Türk Telekom), Hıdır Yavuz (PTT), Hasan Yıldız (PTT).

Haber Sen Genel Kurulu'nda şu kararlar alındı:

* Özelleştirmeye karşı mücadele edilmesi ve Türk Telekom'un özelleştirilmemesi için işyerini terk etmemeyi de içeren her türlü eylemin örgütlenmesi,

* Kamu Hizmeti Yayıncılığı yapan özerk, demokratik ve katılımcı bir TRT'nin yaratılması,

* Bütün bu konularda politikalar belirlenmesi ve bu politikaların yaşama geçirilmesi için mücadele kararı.

Genel Kurul'da, TRT emekçilerinin örgütlü olduğu Haber-Sen'in Genel Kurulu'nun TRT tarafından izlenmemesini ve haber olarak değerlendirilmemesi de kınandı.(TK/EÜ)

24 Ağustos 2004 Salı

Demirözün Görevi Doğru Bilgi Vermek


TRT çalışanı Demirin Erzuruma geçici görevle gönderilmesine ilişkin soru önergesini TRT Genel Müdürüne dayanarak yanıtlayan Bakan Atalay, Demir, Erzurumda deprem olduğu için gönderildi dedi. Haber-Sen, Erzurumda deprem olmadı diye tepki gösterdi.

Ankara - BİA Haber Merkezi
23 Ağustos 2004, Pazartesi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yozgat Milletvekili Emin Koç'un, NATO Zirvesi öncesinde geçici görevle Erzurum'a gönderilen TRT çalışanı Mehmet Demir ile ilgili soru önergelerini, TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz'ün verdiği bilgiler doğrultusunda Basından Sorumlu Devlet Bakanı Beşir Atalay yanıtladı.

Bakan Atalay, Demir'in Erzurum'a görevlendirilmesinde, bir süre önce bu kentte depremin meydana gelmesinin etkili olduğunu açıkladı.

Açıklama üzerine TRT Erzurum Bürosu, bilim adamları ve Kandilli Rasathanesi'ne bu tarihlerde deprem yaşanıp yaşanmadığını soran KESK'e bağlı Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) Sendikası Genel Sekreteri Osman Köse, "Demir'in sürgün edildiği dönemde ne Erzurum ne de civarda deprem yaşanmadı" dedi.

"TRT'nin görevi doğru bilgi vermek"

Meclis'teki açıklamaları "vahim" olarak nitelendiren Köse, soru önergesine yanıt sağlayan TRT Genel müdürü Şenol Demiröz'e tepki gösterdi.

Köse, "Soru önergeleri Meclisin Anayasal denetim görevlerinden birisini oluşturuyor. Kamuoyunu doğru bilgilendirme görevi verilmiş bir kamu kurumu olarak TRT, bu yetkiyi kötüye kullanmaması gerekir" dedi.

Köse, tepkisini "TRT Genel Müdürünün bu görevini doğru şekilde ve yasalar çerçevesinde yerine getirmelidir" sözleriyle sürdürdü. (EÖ/BB)

16 Temmuz 2004 Cuma

CHPli Koç, Bakandan TRTyi Sordu


CHP Yozgat Milletvekili Koç, Devlet Bakanı Atalaydan, TRT muhabiri Demirin niçin alelacele Erzurumda görevlendirildiğini, TRT Genel Müdürü Demiröz göreve başladıktan sonra kaç yöneticinin işine son verildiğini ve kaç yapımın iptal edildiğini sordu.

Ankara - BİA Haber Merkezi
15 Temmuz 2004, Perşembe
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yozgat Milletvekili Emin Koç, TRT'deki uygulamaları Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın yazılı yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na dört soru önergesi sundu.

14 Temmuz'da sunulan soru önergeleri ile, TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz'ün yayın ve personel politikaları, TRT muhabiri Mehmet Demir'in geçici görevle Erzurum'a görevlendirilmesi soruldu.

Önergede, aynı zamanda Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlıBasın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) işyeri temsilcisi olan muhabir Demir'e 17 Haziran'da, bir gün sonra ve 30 gün süreyle Erzurum'da göreve başlayacağının bildirildiğine dikkat çekilerek, gazetecinin bu kadar acil görevlendirilmesinin nedenisoruldu.

"Erzurum'da muhabire ihtiyaç var mıydı?"

Önergelerde yer alan diğer sorular ise şunlar:

* Mehmet Demir'in Erzurum'a gönderildiği tarihlerde İstanbul'a Ankara'dan kaç muhabir görevlendirildi?

* Erzurum'da görev yapan 4 muhabire karşılık, fiilen çalışan kameraman sayısı sadece 1 olduğuna göre ve kadrosunun boş olduğu düşünülürse ek bir muhabire neden ihtiyaç duyuldu?

* Bu ihtiyaç, 17 Haziran'da mı ortaya çıktı? 18 Haziran'da göreve başlamasını gerektiren aciliyet nedir? Niçin hazırlanma ve yol süresi hesaba katılmadı?

* Yasalarla sendikal çalışmalar güvence altına alınmışken, bir temsilcinin şehir dışına yollanması, bu yasaların açık ihlali değil mi?

* Haber bültenlerinde tarafsızlık ilkesini açıkça ihlal eden, çalışanlar arasında sendikal ayrımcılık yaparak görevini kötüye kullanan Tuğrul Utku hakkında işlem yapılması düşünülüyor mu?

"Kaç yönetici görevden alındı?"

* Demiröz görevi devraldığı 12 Ocak 2004 tarihinden sonra kaç yönetici görevden alındı? Kaç yönetici ve danışmana atama yapıldı?

* Atanan kişilerin isimleri, atandıkları görev ve mezuniyet durumları nedir? Atananlar arasında kaç kadın vardır? Görevden alınanlar arasında sendika üyesi var mı? Varsa, bu kişiler hangi sendikanın üyesidir?

* TRT Genel müdürü Demiröz'ün göreve gelmesinden sonra kaç program yayından kaldırıldı? Bunların gerekçesi nelerdir?

* Demiröz göreve gelmesinden sonra TRT prodüktörlerine kaç program önerisi geldi? Bu önerilerden kaçı kabul edildi? Reddedilenler niçin reddedildi? Kabul edilen önerilerden ne kadarının yapımı başlatıldı?

* Demiröz göreve geldikten sonra dış yapım ve ortak yapım kaç proje başlatıldı? (EÖ/BB)

23 Haziran 2004 Çarşamba

Gazeteci Demire Sürgün, Örgütlenmeye Karşı


Gazeteciler, TRT muhabiri ve Haber-Sen işyeri temsilcisi Demirin Erzurumda görevlendirilmesini sürgün olarak nitelendirdiler. Çalışlar, TGC olarak tepkimizi göstereceğiz; Toluay ve Güven, Gazete ve gazeteciler tepkisiz kalmamalı diyor.

Erzurum - BİA Haber Merkezi
22 Haziran 2004, Salı
NATO Zirvesi öncesinde ani bir kararla Erzurum'a geçici görevle gönderilen TRT İstanbul muhabirlerinden ve Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) işyeri temsilcisi Mehmet Demir, dün (Pazartesi) Erzurum'a vardı.

17 Haziran akşamı alınan bir kararla bir ay süreyle Erzurum'a görevlendirilen gazeteci Demir, TRT Bölge Müdürlüğü'nün anlaşmalı olduğu bir otelde kalıyor. TRT Bölge Müdürlüğü'nde montaj imkanı olmadığı için bir süredir haber yapılmıyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu ve Temsilciler Komitesi üyesi Oral Çalışlar, gazeteciler Senem Toluay ve Oğuz Güven, Demir'in Erzurum'a gönderilmesini"sürgün" olarak nitelendirdiler.

Çalışlar : "Sürgün örgütlenmeye karşı"

TGC üyesi ve TGC Temsilciler Komitesi üyesi Oral Çalışlar, konuyu TGC Yönetim Kurulu gündemine getireceğini belirterek gerekli tepkinin gösterileceğini açıkladı.

"Bu olay tabi ki bir sürgün" diyen Çalışlar, uygulamanın gerekçesine ilişkin, "Mehmet Demir orada Haber-Sen'in işyeri temsilcisiydi. Bu nedenle, olayı, orada örgütlenmeye karşı bir engellenme operasyonu olarak da düşünmek gerekiyor" diye konuştu.

Güven : "Polis isteğiyle sürgün"

Haberi ilk aldığında inanmadığını açıklayan gazeteci Oğuz Güven, "Yıllardır TRT'de çalışmış, Başbakanı, Cumhurbaşkanı'nı izlemiş ve haber yapmış bir arkadaşımızın polisin isteğiyle Erzurum'a sürülmesi dehşet verici bir olay" dedi.

Gazeteci Demir'in Erzurum'a gönderilmesini "meslek adına yüzkarası bir olay" sözleriyle değerlendiren Güven, uygulamanın "gazeteciliğin ayaklar altına alınması anlamına geldiğini ve meslek onurunu hiçe saydığını" belirtti.

TRT İstanbul Radyosu'nda masa ve dolapların aranmasına izin verilmesine de tepki gösteren gazeteci Güven, gazete ve gazetecilerin duruma sessiz kalmamaları gerektiğini ifade etti.

Güven, "Gerçi TGC, Haber-Sen gibi örgütler açıklama yaptıklar ama gazetecilerin de tepkilerini göstermeleri gerekiyor. Gazetelerde bir şey göremiyoruz. Böylesi uygulamaları nitelendirmede kelime bulmakta zorluk çekiyorum" dedi.

Toluay : "Hiçbir gerekçesi olamaz"

"Demir yıllardır sadece gazetecilik yapan bir arkadaşım" diyen CNN Türk televizyonu sunucusu Senem Toluay, "Gazetede okuyunca çok şaşırdım. Hiç bir gerekçe bu uygulamayı haklı gösteremez. Anlaşılır bir tarafı da yok zaten" diye konuştu.

Toluay, şöyle devam etti : "Diğer basın kuruluşlarının da NATO Vadisi'nde bulunduklarını bir an düşünelim. Kaç gazeteci aynı uygulamaya tabi tutulacaktı? Nereden baksan elinde kalıyor. Meslek örgütleri ve gazetecilerin duruma sessiz kalmaması gerekiyor".(EÖ)

22 Haziran 2004 Salı

TGC : Dolapları Arama Kararı Saygısızlık

Daha önce gözaltına alınan 8 kişiden biri olan TRTde işyeri temsilcisi Mehmet Demir fakslı emirle geçici görevle Erzuruma gönderildi. NATO Zirvesi gerekçesiyle dolaplarının aranacağı açıklanan TRT çalışanları, siyah kurdele eylemi yaptı.



İstanbul - BİA Haber Merkezi
21 Haziran 2004, Pazartesi
Daha önce TRT İstanbul Radyosu'nun sekiz çalışanını gözaltına alan polis, NATO Zirvesi'ni gerekçe göstererek şimdi de TRT çalışanlarının dolaplarını arayacak.

TRT'de çalışan ve sendika işyeri temsilcisi de olan Mehmet Demir ise 17 Haziran'da Ankara'dan gelen fakslı emirle Erzurum'a geçici görevle gönderildi.

Mayıs sonunda gözaltına alınan sekiz TRT çalışanı arasında yer alan Demir'e, bir değerlendirme toplantısının ardından, "Erzurum'da 30 günlüğüne görevlendirildiği ve ertesi gün (Cuma) otobüs yolculuğuyla görev yerinde olması gerektiği" bildirildi.

Altı yıldır TRT'de çalışan ve akreditasyon gerektiren pek çok toplantıyı haberci olarak izleyen Demir'in bu görev değişikliği "sürgün" olarak değerlendirildi.

Dolapların aranmasını protesto eden TRT çalışanları ise, yaptıkları toplantılar sonucunda tepkilerini dolaplarına siyah kurdele asarak gösterdiler. Ancak polis şimdilik bir arama yapmadı.

Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) adına Genel Başkan Kemal Keleş, bir basın açıklamasıyla polisin TRT'de başlattığı uygulamayı sert şekilde eleştirdi.

Uygulamalara tepki gösteren Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç,"TRT çalışanlarına reva görülen masa ve dolapları arama kararını her kim vermişse saygısızlığı da simgeliyor" açıklaması yaptı.

"Bunu BBC veya RAI'ye yapabilirler miydi?"

Tepkisini "Hangi ülkede Bay Bush ve NATO'cu arkadaşları oraya gidiyor diye ülkenin kamu yayıncılığı yapan kurumunun yayınları böylesine aksatılabilir?" şeklinde gösteren Haber-Sen, "Bunu BBC'ye, RAI'ye ya da ZDF'ye yapabilirler miydi?" diye de sordu.

Personele ait dolapların aranması yanı sıra, TRT çalışanları 22 Haziran'dan itibaren binaya yan kapıdan girip çıkmaya başlayacakları ve 26-27-28-29 Haziran tarihlerinde de TRT radyosunda yayının çok az sayıda kişiyle ve zor koşullarda sürdürüleceğini dikkat çeken Keleş, uygulamaları şöyle eleştirdi :

* Personelin dolaplarında ne küçük Iraklı çocuk ölüleri ne de başlarına torba geçirilmiş çıplak esirler çıkacak. Ne nükleer başlıklar, ne bombalar, ne F-16'lar, ne de çil çil dolarlar.

* Tüm bu kararlar yayından sorumlu yetkililere ve çalışanlara danışılmadan alınıyor, onların tüm itirazlarına kulak tıkanıyor.

* TRT çalışanları merak ediyor ve soruyor: Kimi kime karşı koruyorsunuz?

* Ülkemize, şehrimize soğukkanlı bir seri katil geliyor ve Türkiye'de yetkililer sürekli onu bizden koruma ihtiyacı içine giriyorlar!

Erinç : "Dolap arama saygısızlık"

TGC Başkanı Erinç ise, NATO doruğu nedeniyle alınan önlemlerin kapsamını ve yöntemini eleştirerek "kantarın topuzu kaçırılırken kendine güvenmeyen devlet imajı yaratmak sonucunu doğuracak uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz" dedi.

Uygulamayı anlamanın güç olduğunu açıklayan Erinç, şunları söyledi:

* Bir dizi güvenlik soruşturması sonunda TRT'deki meslektaşlarımıza reva görülen masa ve dolapları arama kararını her kim vermişse saygısızlığı da simgeliyor.

* Kendisini temsil eden görevlilere bile güvenmeyen bir devlet anlayışıyla, tüm yurttaşlara güven duymayı gerektiren demokratikleşme sürecinin başarıya ulaşacağını bekleyenleri karamsarlığa düşürmek tutarlı bir yaklaşım sayılamaz. (EÖ/YS)

27 Mayıs 2004 Perşembe

Polisi TRTye Sokan Anlayışı Kınıyoruz


NATO Zirvesi öncesi gözaltına alınan 8 TRT çalışanından 4ü halen gözaltında. Haber-Sen Başkanı Keleş, Soruyoruz, işkenceci ve savaş suçlusu Bush ve Blair de İstanbula geldiğinde göz altına alınacak mı? diyerek uygulamayı kınadı.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
26 Mayıs 2004, Çarşamba
NATO Zirvesi öncesi polisin "Emniyete başvuruları sağlansın" yazısı üzerine harekete geçen Harbiye Karakolu, TRT idaresinin izin vermesiyle sekiz TRT çalışanını gözaltına aldı.

Çalışanlardan dördü serbest kalırken, İsmail Hakkı Uzun, İlhan Şencan, Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) üyesi Mehmet Demir ve İbrahim Uzun adlı çalışanlar, askerlik sorunu veya isim benzerliği gibi gerekçelerle gözaltında tutulmaya devam ediyorlar.

Haber-Sen'in bağlı olduğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'nun (KESK) avukatı Murat Altındere, Bianet'e yaptığı açıklamada Emniyetten tatminkar bir açıklama yapılmadığını, uygulamaya son verilmesinden sonra yetkililer hakkında "şahıs hürriyetini ihlal" gerekçesiyle yasal girişimde bulacaklarını bildirdi.

Ayrıca, Bianet'in ulaştığı gözaltındaki çalışanlardan Mehmet Demir, serbest bırakılmak üzere olduklarını ancak işlemlerin sürdüğünü belirtti.

NATO Zirvesi öncesi TRT çalışanlarının tabi tutuldukları uygulamaya Haber-Sen sert tepki gösterdi.

Haber-Sen Genel Başkanı Kemal Keleş, "Görevleri nedeni ile bugüne kadar en stratejik yerlere giren bu kişiler NATO Zirvesi yüzünden birdenbire nasıl potansiyel suçlu ilan edildi?" diye sordu.

"Potansiyel suçlu ilan edenleri kınıyoruz"

Aralarında, muhabir ve koruma güvenlik memurunun da bulunduğu 8 kişinin yıllardır TRT'de çalıştıkları ve aylarca güvenlik soruşturmasından geçerek bu göreve getirildiklerine dikkat çeken Keleş, tepkisini şöyle ifade etti :

* Bugüne kadar görevlerini yapmaktan başka kaygıları olmayan çalışma arkadaşlarımızı suçlu ilan edenler kimler?

* Bilinmeyen güçler mi, bilinen güçler ve gizli haber alma teşkilatları mı? Bu operasyon daha ne kadar sürecek? Daha kaç bin kişi göz altına alınacak?

* Soruyoruz, işkenceci ve savaş suçlusu Bush ve Blair de İstanbul'a geldiğinde göz altına alınacak mı?

* TRT çalışanlarını potansiyel suçlu ilan eden emniyet görevlilerini ve polisi TRT'ye sokan yönetim anlayışını protesto ediyoruz.

* TRT yöneticilerine bir kez daha hatırlatıyoruz. TRT, Anayasanın 133'üncü maddesinde özerk bir kurum olarak tanımlanmıştır. Özerk bir kuruma yöneticiler davet etmediği sürece emniyet kuvvetleri giremez. (EÖ/BB)

4 Şubat 2002 Pazartesi

Romantik makyajı kazıyınız, altından insan çıkar (*)

03/02/2002

MEHMET DEMİR (Arşivi)

Feride Zülfü'ye sorarsanız (*), kadınların istekleri öyle mütevazı ve sade ki, bunları koca bir erkek ordusu içinde karşılayabilecekbir insana rastlanmaması ve bunca kadının"erkeklere kıran girdiğini" düşünmesi şaşılacak bir durum.

Nedir Feride Zülfü'nün iki taşın arasında sıralayıverdiği beklentiler? Bir kez daha dönelim geçen haftaya ve hatırlayıverelim:

"Sorsanız istedikleri çok şey değil; şöyle yüreğinin ışıltısı yüzüne vuran, Allah vergisi bedenini bir kompleksler yumağına dönüştürmeden taşımayı beceren, ne istediğiniya da neden hazzetmediğini bilen, kendi kapasitesini ve yeteneğini değerlendirmede gerçekçi olan, kişisel etiğine uymayan durumlara çelişkiler içinde ayak uydurmaya çalışarak şebekleşmeyen ve de bir tavrı, duruşu, sürprizi olan, adam gibi bir adam işte. Daha fazlasını istemiyor pek çok kadın."

Böyle birini bulsa, cinsiyetine bakmadan bütün bir hayatı paylaşmaya çoktan razı kaç kişi vardır bu dünyada, düşünsenize...

Bir kere, yüreğinin ışıltısı gözlerine vuracak. Çevrenize bakın lütfen. Cinsiyetini de bir yana bırakarak, yüreğinde ışıltı kalmış kaç insan görebiliyorsunuz? Böyle bir ülkede yaşayıp, içinde bu ışıltının kırıntılarını olsun taşıyan insanların kaçının yüzünde bunun izlerine rastlayabiliyorsunuz?

Kaç kişiyse, onları bir kenara koyun. Çünkü onlar arasında yeni bir eleme yapmak üzere şartnameye geri dönüyoruz:

"Allah vergisi bedenini bir kompleksler yumağına dönüştürmeden taşımayı becermek!"

İşimiz biraz daha zorlaştı: Yüreğinin ışıltısı yüzüne vuran insanlar arasında (biz kadın-erkek ayrımı yapmadan sürdürüyoruz keşif uçuşumuzu) aynı zamanda bedenini kompleksler yumağına dönüştürmeden taşıyabilenleri bir kenara ayırıyoruz ve geri kalanları da, önceki elemeden geçemeyenlerle birlikte çöpe atıyoruz.

Elimizde kalanlar arasında yapılacak seçimin aşamaları epey uzun. Sizleri sıkmadan sıralarsak, ne istediğini ve neden hazzetmediğini bilenler arasında kendi kapasitesini ve yeteneğini geliştirmede gerçekçi olanları ayırıp, onların içinden de, "kişisel etiğine uymayan durumlara çelişkiler içinde ayak uydurmaya çalışarak şebekleşenleri" saf dışı bırakacağız.

Burada, on dakikalık bir ihtiyaç molası verip "biz n'apıyoruz yaa!" deyip dememek, sizin tercihiniz. Yazı, böyle bir soluklanmaya bile gerek duymadan, devam ediyor. Madem biz de bu yazının kılavuzluğunda keşfe çıktık, böylesine mütevazı istekleri ve koşulları karşılayan güzide insan topluluğuna nasıl varılacağının izini birlikte sürmeye devam edelim:

Şebekleşmeyen insanlar arasında yapacağımız elemede, bir tavrı, duruşu, sürprizi olanları seçip, geri kalanları az önceki çöplüğe yollayacağız. Elimizdekiler, "adam gibi adamlar işte". "Daha fazlasını istemiyor pek çok kadın." Güzel. Bunca asırdır kadınların ne istediğiniaraştırıp bulamayan milyonlarca bedbaht âşık, nihayet bu yazının kılavuzluğunda eksiklerini tespit etme şansını yakalıyor.

Daha fazlasını istememeleri de bir nevi tevazu sayılabilir aslında. Aynı yazıda, erkeklerin bu konudaki düşüncesine de yer veriliyor: "Erkeklere soracak olursanız kadınların istediklerinin bunlarla hiç ilişkisi yok. Kadınlar güç, statü, rahat bir yaşantı ve gelecek güvencesiistiyorlar. Geri kalanı romantik makyaj."

Yazının belki de en inandırıcı yeri burası.

İlk bloktaki beklentilerin karşılanması pek güç olduğu için, birçok kadın, güç, statü, rahat bir yaşam ve gelecek güvencesine "fit" olmayı yeğleyebilir.

Örgüt çökertiliyor!

Ece Ayhan, bütün tanımları aşan dizeleriyle, hepimizi teslim alıyor: "Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler!"

Ne var ki, yeryüzünün gelmiş geçmiş en güzel örgütü, hızla kan kaybediyor. Bütün hücreleri teker teker çökertiliyor, bütün üsleri elden gidiyor. Çünkü artık, aşkı, şairler değil, reklamcılar, modacılar ve Amerikan film endüstrisi tanımlıyor. Ve aşk ne yazık ki bir örgüt olmaktan çıkıp, alabildiğine kârlı bir konsorsiyuma dönüşüyor.

Oysa aşkın içinde sayılara yer yoktur. Ne göze alınan tehlikelerle ölçülür, ne de nelerden vazgeçildiğiyle tartıya gelir. Aşk, ölçüsüzlüğün, hesapsızlığın, tartısızlığın doruğudur. Orada yerçekimi yoktur, orada oksijen zehirlenmesinden ölebilirsiniz. Ve eğer şansınız varsa, ölürsünüz de. Sonrası, gözbebeklerinizi sızlatan bir gündoğumudur. Eğer, aşk, erkekler, kadınlar üzerine etraflı bir tahlile girişeceksek, bu devirde korunmamız gereken ilk tehlike, serbest piyasa jargonu olsa gerek. Aşkı ve âşığı, bir kalifikasyon hesabına indirgeyemezsiniz. Sorun, belki de, bir yaşamı bölüşebilmenin koşullarını, ortamını, duygularını, ilkelerini, daha da ileri giderek kültürünü yaratmak yerine, okula kaydolurken, üniversitelere seçilirken, bir işe başvururken bize yapılanı, bizim de ötekine yapmamız: Bir dizi madde sıralamadan masaya oturmaya yanaşmamızı engelleyen kibrimiz, egosantrizmimiz. Sıraladığımız isteklerin karşılığında bizim ne vereceğimizi, bu istekleri neden hak ettiğimizi, ötekinin bu koşulları neden sağlaması gerektiğini hiç düşünmememiz.

"Çözecek gücüm yoksa şikâyetlenirim; bölüşmeğe gönlüm yoksa kapışırım; birleşmek zor geliyorsa yarışırım. Çünkü böyle öğrendim." Böylelikle, harcı bile eksik karılmış güdük sevgilerimiz de gitgide daha dayanıksız ve kırılgan hale gelir.

Boşanmaların geçmişe oranla çok fazla artması, kadının sosyo-ekonomik gelişimiyle açıklanabilir. Ama ya, birbiri ardına, başlamadan bitiveren ilişkiler, geride küçücük bir sızı bile bırakmaksızın, hatırlanmamak üzere yiten aşklar, kolaycacık vazgeçilen sevgiler?

Birlikte yenecek bir çöreğin hamurunu birlikte karmanın zevkini öğrenmek için yeni keşiflere çıkmamız gerekiyor belki. O harcın içine ne katacağını düşünmeden hep istemeyi, şart koşmayı ve eline geçenleri tüketmeyi seçen insanlar mutsuz! Onları taklit ederek onlardan daha mutlu olma şansımız zaten yok.

İşin bir de toplumsal arka planı var. Neredeyse bütün insani ve ahlâki değerleri, cürüm işlemek için oluşturulmuş teşekküllerce hortumlanmış bir toplumun, ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk gibi tehditlerle ablukaya alınmış bireylerinin, birbirlerine besleyebilecekleri en güzel duyguları piyasa kurallarının merhametine teslim etmesi, vicdansızlık olur. Tüketilmemiş, harcanmamış,tezgâha konmamış neyimiz kaldı?

Çocuklarımıza, sevmek denen şeyin yakıtının bizde olduğunu öğretmek zorundayız. Ağrısız, sızısız, emeksiz, çabasız bir yaşam yok. Aşk, mangal gibi yürek istiyor. Sevgi(li) de kataloglardan seçilmiyor.

Bu türden listelerin tümden yararsız olduğunudüşünmüyorum tabii. Hazır bir liste çıkarmışken, elimizdeki cetvellerle, başkaları yerine kendimizi ölçebiliriz. Bu da çok saygıdeğer bir iş olur. Sayılanların, öyle liste yapmak kadar kolay şeyler olmadığını öğrenebiliriz belki.


(*) 03/02/2002 Tarihli Radikal İki'de yayınlandı.